KARA SELVİ AĞACI

Selvi ağacı, geleneklerimizde hem ölümün, yani faniliğin, hem de vahdetin sembolüdür. Gövdesinin semaya uzanan dik duruşu sebebiyle doğruluğu temsil eder. Ayrıca bu dik duruşu ile Kur’an’ın ilk harfi olan elif harfine benzetilir, böylece ona manevi bir anlam yüklenir. Elif’in aynı zamanda “Allah” lafzının ilk harfi olması ile tasavvufta vahdaniyetin simgesi olarak bilinir. 

Bunlara ilave olarak, ağacın dik ve düzgün biçimi doğruluğun, dürüstlüğün; rüzgârda savrulmayan sağlam yapısı ise sabrın sembolüdür. Ayrıca, yapraklarıyla rüzgârda ‘Hu’ yani O deyip zikreder; insanlara onu böyle güzel ve özel yaratan Allah’ı hatırlatır. Mezarlıklara selvi dikilmesinin sebebi belki de selvi ağacı ve rüzgârın adeta bir zikir halkası oluşturmasıyla manevi bir atmosferin hissedilmesidir. 

Evliya Çelebi de Fatih Camii’nin avlusunu tasvir ederken serviler için; “Göklere baş çekmiş minarelere denk uzun yeşil selviler var ki, sanki her biri yeşil bir melek” diye betimleme yapar. 

Tüm bunlara ek olarak, selviler her mevsim yeşilliğini kaybetmeyen estetik görünümü, uzun ömürlü olması, ihtiva ettiği reçine sebebiyle havaya yaydığı güzel kokusu ile de mezarlıklar için çok uygun bir ağaçtır.

Sonuç olarak: Mezarlıklarımıza normal çam ağaçlarını değil, selvi ağaçlarını dikelim. Mezarlıklarımızda çam ağaçları yüzünden kabirler arasında dolaşmak neredeyse imkansız. Hatta ben mezarlıklardaki tüm çam ağaçlarının kesilerek onların yerine kara selvi ağaçları dikilmesini öneriyorum.

Mezarlıkları en çok ziyaret eden biri olarak şunları da söylemek istiyorum. Mezarlığa meyva ağacı dikilmez, üzüm omcası dikilmez. Bir de eski ve kaldırılan mezarlıklardan nakil gelmiş mezarların başında kime ait olduğunu gösteren hiçbir nişane yok. En azından o eski taşlarla yeri belirlenmiş mezarların kime ait olduğuna dair bir isim tabelası dikilmesi iyi olacaktır kanaatindeyim. Aslında mezarlıklarımız için konuşulacak ve söylenecek daha çok şeyler var ki, gücüm yetmez!